Evrende her şey olması gerektiği anda, olması gerektiği şekilde olur. Ne kadar da anlam yüklü bir pasaj. Önce evreni sonra her şeyi teker teker düşündüren o söz. Tenha dünyamız içinde kendi halimizle güzel kavrulduk. Öyle ki bu sıcaklar yaşayan her şeyi bitiriyor. Isınan gezegenimizin suyu da epey bir kaynadı. Ben de bu çıkmazın arasında kendime bir yazı alanı açarak, çıkar yol bulmak için çıkışa doğru bir adım daha attım. Gördüğüm diyemem artık beni buna sürükleyen her şeyi biriktirmek değil de paylaşmak gereği bana bunları yazdırıyor.
Kendime başarılar diler, sizlere de keyifli okumalar dilerim. Okumaların ve yazının gücünü bize gösteren ilk yazmalardan bu yana gelen tüm öğretiler ile yazmaya değer güzel şeyleri aktarmak dileklerimle... İlk yaşamak vardı, uzunca bir süre yaşamak. Yaşamaktan geçerken insan ömrü okumak ve sonraları yazmakla vuku buldu. Bana kalırsa hepsi bize çok geç bile kaldı. Anlamı bulmak birazda böyle zor oldu. Bir düşünürsek ya da kendinizi bir düşürseniz en son ne zaman neyi okudunuz (?)
Asıl soru bu zamana kadar okuyabildiğiniz en eski yazı hangisiydi ? Bence bu soru, son yüzyılın en iyi cevabını vereceği, en yüksek değeri taşıyan bizlerin de adı gibi canı gibi bildiği, yürüdüğümüz bu yolda bizi biz yapan bizi buraya taşıyan, kan-ter-gözyaşı azim, umut, minnetle hala ve hala var olan ilerledikçe parlayan Cumhuriyettir.Bize onu veren, şanı ile rüştünü ispat eden dünyaya nam salmış, adı değil kendi mücevher olan Paşa.mız
Okumak okudukça yol almak, ilime bilime inanmak. Savaşmak bile bir kültür, barışmaksa bir kalitedir. Ben hala okumayanına diyorum ki; Nutuk ile başlayın en azından yazılanı bilin. Zira yazarı tarihi değiştiren, şimdiye ona borçlu yaşayan bizleriz boyun borcudur. Sonra belki neler okuduğuna bakarsınız. Bu şiddetle tavsiye edilir. Biz insanların kimyada sözü edildiği gibi normal şartlar altında başa gelen problemlerin dışında işitebildiği seviye aslında olağandan öyle az öyle yoksun ki.. Evren diyoruz, yaşadığımız dünya diyoruz ve içindeki hatta dışındaki mevcutta var olan tüm sesleri duymuyoruz bile.
Belli bir aralıkta fark edebildiği seslerin oranı çok düşük tıpkı yazıların sayısız olması gibi, sonsuz bir enerji gibi. Bilinmeyenin büyüklüğü yanında bildiklerimiz ne ki (!) Hele bir buçuk yılda bir çıkan yeni bir fizik haberi gibi.
Değişen, gelişen velev ki yeni bir keşfet konusu olan keşifler arasında bilgiyi yakalamak ve tutmak oldukça zor. Mesela ben bunu iyi ki öğrendim. Bir not alayım dediğim ne varsa yazarım her zaman. 10 senede 10 ajanda bitti ve yetmedi. Sentezlenmiş hali ile hayata karışıp giden anılarımla beraber belki de okunur bir yazar olurdum. Gerçi yazarım da kendine yazar, bir de yakın eşe dosta yazar sadece.
Okumayı öğrendiğim zaman çok küçüktüm. Ama yazıyordum. önü alınamayan bir not alma alışkanlığım var. Sözü önce bilir sesi ise izlemeyi severim.
Yazıyı, yazmayı çok kıymetli bulurum her zaman. Bu büyük bir sanat. Ne dediğini bilmeyenlerin yanında düşündüğünü doğru bir üslupla ifade etmek oscarlık...
İfade edilemeyen her şeyin bir yerde sıkışması sorunsalı, içindekini yayımlamamak, tutmaya çalışmak..
Yaşamı durdurmak, buna son vermek. Canilik. Bu yüzden çok saygı duyarım. Adını bile yazmaya değer bir şey bırakana.. Söz uçar gider, ses bir sonraki yerine uğrar.
Ulak çağın TİNNKK diye gelen bildirimleri arasında, kaybolmadan buluşmayı... Sessizliğe bir anlam katmayı, “Güzel söz yakışana, kötü söz sahibine..’’
bu modumun mottosu..
Sağlıcakla...
